"beğendiklerim" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"beğendiklerim" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2010 Pazartesi

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan
ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur
ve yaptıkların onun dudağında
hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken ,
o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan
"Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?"
diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin..
iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o,
"şunu yapmadın" diye cevap verecektir.
Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin,düşündün,şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumludur aşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken
o kendine engeller koyuyorsa
bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa,
ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa
sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayati ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.
"Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip
yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.
Yine içeceksin rakını baliğin yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin
ve biliyorsun as olan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler,ya da bilip de duymayanlar acıtsa da İçini unutma;
yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,
güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Nazım HİKMET
Ellerinde Rengarenk bir Gökyüzü
Gök ağlıyor
Yer için için içleniyor, şafak sökerken
Kaçıncı hüzün gecem, gidisini öperken
Dilim de kaç hece kanat çırpacak Hasretinden
Sağanak yağdırır tepeden tırnağa
Kayboluş olur selinde gülüşlerim
Hançer giyinmiş, Sırılsıklam yürek
Hedefi, ya bulmalı, ya durmalı yerinde
Ellerin de rengarenk
Rengarenk bir, gökyüzü haykırmalı
Naz Altın

10 Şubat 2010 Çarşamba

özlemini kağıtlara döken bir aşık...
hala alışamamış yokluklara...
ölümlere..
sevdiğinin yerine koyamamış başkasını...
ve hala özlemekte...
bakın ne güzel anlatmış..
şimdilerde bir türkü tutturmuşum ki sormayın gitsin,
her söz, her mısra bir yüreği bu kadarmı yakar,
şimdilerde bir şişe daha ister onunda dibini görürüm sanırım,
midem kabul ettiğince...oysa nede güzel başlamıştı,
bir çift hiçmi kavga etmez Allahım...
küçük tartışmalar elbetteki oldu ama
her defasında minik bir öpücük tüm sorunları halletti,
mesela hiç başka yastıklara başımızı koymadık,
hatırlarmısın iş için gittiğim bir gün sende annenlere gitmiştin
dayanamamış gecenin bir yarısı kalkıp gelmiştim.
bugün sanırım beş yıl oldu, beş yıl önce çekip gittin ama
bu sefer annenlere yada bir arkadaşına değil
çok uzaklara gittin,gözlerimde artık iyi seçemiyor,
daha geçen gün Furkan ile Cemi karıştırdım
şimdi nasılda gülüyorsundur kimbilir.
evet torunların her gün seni soruyor söyleyecek bir şey bulamıyorum ,
İstanbul kızımız oda suskun ,bir şeylerin ters gittiğini oda biliyor ama
ben mutluyum, yakında sana geleceğimi söylüyor doktor...
şimdilerde biraz suskun,
şimdilerde biraz mutlu,
şimdilerde toprakla sözlü,
azraille nişanlıyım
şimdilerde ölümü bekliyorum...
Gürkan Akan

8 Şubat 2010 Pazartesi

Günümüzün Aşkı..
Günümüzün aşkları görünmek istiyor. Kıyıda köşede gizlenmek istemiyor, bilinmek, ilân edilmek, ses çıkarmak istiyor. Özlemek istemiyor âşık, hemen kavuşmak istiyor, chatleşmek, mesajlaşmak, cep telefonuyla onu hep kapsama alanında tutmak, hapsetmek, boğmak istiyor. Aşk, beklemeye tahammül etmiyor. Âşık sevmek değil sevilmek derdinde. Sevilsin, şu karanlık dünyada kendisine bir ışık dehlizi açılsın, bu dünyada sevilmeye değer olduğunu birisi kendisine söylesin istiyor. Yücelmek için yüceltiyor, sevilmek için seviyor. Istıraba tahammülü yok, yanmaya gelemiyor, varlığını alevde eriten bir pervane yerine kandile sitem okları yağdıran bir pervane olmayı yeğliyor. Gürültü yapıyor. 'Ne olur beni sev!' diye ulu orta bağırıyor, sessiz bir ağlayışla yapılmadığı için bu çağrı, masum bir yakarı olmadığı için ötelerden yankı bulmuyor.Aşk artık sessizliğe katlanamıyor. Âşık sanıyor ki ne kadar ses olursa o kadar iyi anlaşacak, çıkardığı sese karşılık bir ses istiyor, iniltisine bir iniltiyle cevap verilsin istiyor. Oysa o cep telefonu her çaldığında sesler daha bir anlamsızlaşıyor. Hiçbir şey iletmeyen, bir çağrı, bir duygu taşımayan her konuşma insanı kendi zindanına daha da çok gömüyor. Fazladan sarf edilen her kelime, oluş çabasıyla sınanmamış her söz, sevgiliyi sırlar mağarasına daha çok çekilmeye mecbur ediyor. Fuzulî sözler aramıza sırlardan bir duvar örüyor. Aşkın işlevi eskilerde perdeleri yırtmak iken şimdilerde örtülere bürümek. Sevgiliden saklanmak ve kendinden saklanmak. Oysa âşığın feryadı susuşunda gizlidir. 'Ancak söylenemeyen aşk aşktır' diye yazmıştı Blake. O asırlar öncesinden seslenen Mevlâna'yı yankılar gibiydi : 'Dil, kelimeler pek çok şeyi açıklar ama aşk, üzerine kelimeler düşmediğinde daha berraktır'. İnsanların mezar taşlarından ve kitabelerden daha çok bildikleri vehmiyle durmadan konuştukları bir çağda, gökler susuyor. Ve aşk, günümüzde yaramaz bir çocuk gibi tepinip yaygara koparıyor. Modern dünya her türlü tasallut aletiyle suskun âşıkları bertaraf ediyor. SMS'ler, chat odaları, telefonlar insanın iç uzayını boş yer bırakmamacasına dolduruyor. Sessizlik bütün asaletiyle hayatımızın her cephesinden geri çekiliyor. Ruhumuzun kıyılarını döven ses dalgaları bize ne bir özlem duygusu ne de bir kavuşma heyecanı bırakıyor. Hız ve gürültü, sonunda aşkın yüzlerce yıllık anlamını da yutuyor.
ALıntı...
'e b r u y a d a i r'
Ateş denizi.
Gül bahçesi.
Renk fırtınasıAşk seması.
Işık ve bakış.Su üzerinde buluşuyor.
Renk ve ahenkSuya koşuyor.
Aşkın yüzü suyu hürmetineateş suya konuk oluyor.
Gül suda diriliyor yenidenRenk kalbin derûnuna damlıyor
Su coşuyor, aşk oluyor, ateş oluyor, alev alıyor.
Su yakıyor ve yanıyor.Rahmet su yüzüne çıkıyor
Celal ve Cemal dalga dalga nöbetleşiyor
Bir manevi yangın oluyorbir uhrevi serinlik sunuyor ebru...
Yerçizgisi ile gökçizgisi suya düşen renklerde birleşiyor.
Öylesine belirsiz, öylesine elden gelmez bir form oluyor ebruVe ebruzen Yer ile gök arasında.. Göklerin ötesini yere indirmeye çalışıyor.
Kalbinde beslediği sözsüz şiirleri su üzerine nakşetmeye çalışıyor.
Hep güzel gören gözleri, güzel bakışlarla süslüyor.
Gören gözün ışığı ebru, renk renk
Ve gayba aşina gönlün, gördüğüne razı gelmeyen aklın ayinesi,
Işıltılı, büyülü, ayartıcı.
Aşkı ve tevhidi bir kor tereddüdüyle Avucunda tutmaya çalışıyor ebruzen.
Gözleri güzelle süslemeye niyetli.
Boyanın su üzerinde kaotik dansındannice gönüllere güzeller devşiriyor.
Ebruzen aşkını suda arıyor.Ve buluyor da....
'Güzellik bakanın gözünde saklı' diyor ebruzen..'
Baktığınızı bakışınızla güzel eylersiniz.'
Aynı zamanda, aşkın en yalın tarifi buMecnunun Leylâsı neyse,
ebruzenin ebrusu o.Önce ebruzeninin gözünde güzel ebru
Ebruzen güzel baktığı için güzel görüyor,
güzelin yüzünü öylece su üzerine düşürüyor. ...
Ebrunun verdiği huzur meğer toprağa yakın oluşundan geliyormuş
Sanatkar, semayı temsil eden herşeyi toprak renklerine yansıtıyor
Modern sanatın aksine çığırtkan ve saldırgan renklerle değil,
mutevazı toprak renkleriyle açıyor gönülleri.
Ebru, su üzerindeki toprak renklerinden oluşuyor.
Belki bu yüzden, ebru biraz dünya biraz insan...
Ebru, bir nefis terbiyesi.
Modern yaşamın herşeyi determinist kalıplara vuran anlayışının aksine,
belirsizliğe razı olmayı belletiyor, beklemeyi ve tevekkülü öğretiyor.
Ebruzen eserinin son halini başından belirleyemiyor.
Suyun ve boyanın esrarlı dansı, renklerin ve biçimlerin salınışları arasında
sadece bekliyorsunuz
Tek bir yaprağın kıpırtısına bile bigane kalmayan
Küllî İradeninniyetinizi gerçeğe döndürmesini bekliyorsunuz.
Ebru biraz da kaderi öğretiyor.
En küçük ve sıradan eylemlerinizin
Kainatın Sahibince nasıl da ciddiye alındığını farkediyorsunuz.
Sonsuz gökyüzü altında ve yeryüzünde değersiz ve terkedilmiş olmadığınızı anlıyorsunuz.Rengarenk bir ayinede, ebruda, kendinizi yeniden keşfediyorsunuz.
'Ebruyu elinizle değil gönlünüzle yaparsınız' diyor ebruzen.
'Zaten sanatkâr yeni bir şey yapma iddiasında değildir,
sadece var edilmişi yansıtır.Tasavvuf tabiriyle, '
batını zahire çıkarıyor' ebruzen.
Kainat sayfalarında saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarıyor..
Ebru, su üzerine kurulu evreni yine su üzerinde tasvir ediyor.
Ve aslında bu fonksiyonuyla aşkın yine başladığı yere, yani bakışa,
güzel bakışa dönüşünü temsil ediyor.Ebru, kainatla birebir örtüşüyor.
Modern fiziğin teorik tasvirlerle yakalamaya çalıştığı gerçeğiçoktan beri biliyor ebruzen:
hiçbir olayın tekrarı yoktur.
Hiçbirşey tekrar edilebilir olmadığı gibi,
Göründüğü gibi de değil. Eşyanın rengi, biçimi ve hacmi,
İnsanın eşyaya eklenmesi ile herşey gerçeküstüne doğru kanatlanıyor.
Ebru, suretin sirete dönüşünü, gözün gördüğünün gönüle düşüşünü temsil ediyor.
Ebruzenin su ile serüvenidir bu.
Her serüven gibi, nerede başladığı bilinen,
nereye vardığı kestirilemeyen bir serüven.
Ve hangi kalbi fethedeceği bilinmeyen bir akın.
Hangi gönülde durulacağı bilinmez bir coşku..
Ruhunu renge ve ahenge tekne yapıyor ebruzen.
Boyayı kalbinden damlatıyor.Göze bir sürme gibi çekiyor gönlünün karasını.
Rengi ve ahengi, aşk denizine salıyorAşkı suya düşürüyor..
Yakıyor suyu..
Tevhid sırrının yüzüsuyu hürmetine kesret ateşine salıyor suyu.
Ve ahenkle ve renkle serinletiyor insan yüreğini.
Yandıkça su, alev alıyor aşk.
Ve yüreğimiz kanlı bir ebru oluyor.
Senai DEMİRCİ

10 Ocak 2010 Pazar

alkış alkışşşşş

3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamızdün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesinegömdük.Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi'yi aldığımızdükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ''Abi onlarkış uykusuna yatar'' cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başısağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışıistiyorum. Daha ikinci gün: 'Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeyemi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?' demecesaretini gösterdiği için.
Annem!'Bu taraf bitti.' diye CD'yi arkasına çeviren ve sonra da 'CD çalarçalışmıyor!' diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
ModemYemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem 'Bu ne?'diye sordu. Ben de kolay anlasın diye 'Hani benim bilgisayarım varya onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutuzorunlu.' diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; 'Yanimodem bu' dedi ve konu kapandı...
Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfadönüp 'Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır' diyen hocaya,'Niye, kağıt bulamamış mı?' cevabını veren arkadaşa gönderelim.
Bir alkış da ingilizce sınavında 'Nice ........' şeklindeki boşluğu'Nice mutlu yıllara!' şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunuhenüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesliolarak okurken V. Hugo'ya 'Beşinci Hugo' diyen arkadaşımıza gelsin.
Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem,babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; 'Sakın çocuğunmoralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.' Uyarılarözellikle babama yönelikti; 'Hele de sen, sakın çocuğun gururunukırma.' Babam daha fazla dayanamadı ve sordu; 'Karne için ne zamanözür dileyeceğiz?'
Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdakigişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:'Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?' Teyzem cevapveriyor: 'Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.'
Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızıışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons:'Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.'
Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisisınavının 2.sorusu: 'Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.' Öğrencimizdengelencevap: 'Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?'
Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutinolduğu üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiyeyaklaşılır ve; ''Ticari, bekleme yapma, devam et.'' anonsu yapılır.Camdan eliyle '1 saniye' işareti yapan taksiciye, ikinci ve çokmanidar anons gelir ardından; ''Ticari, benne pölümüye girme! Devamet dedik!''

alkışlarımızı esirgemeyelim !!!


Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de birertokat atan ve 'Analar kutsaldir, analara küfür etmeyin, o. çocuklari!!'diyen Karadenizli agir abiye,

Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buram buramçis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak arkadaslari''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen anneye ve cocuguna,Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesinibekleyen.

Beklerken de canim sikilmasin diye televizyon seyredenkisiyeAilecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar da, biz de dinleyelim''Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan,televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf soktuklarinianlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye,

Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz Aids' in açiliminiyapiyor: (A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu... diyen hocaya BİRER ALKIŞ..
KİN TUTMAZ KALEMİM, BİLİRSİN
Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf…Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…bir gün batım...ı huzuru…uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…züleyha’nın kaderine razıydım Yusufsun diye…peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…Gitme demem, git şimdi!Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih’im…Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…Ama dur, gitme!...Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?Ah yar…en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…Kin tutmaz kalemim, bilirsin.Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…Eksİk ,mahzun, çaresiz…İster al git, istersen k-al git-me Yar!...Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...Gitme, sensiz ıssız bu diyar…Yoklukluğun ortasında yok olan bir varlığa tutundum. O hüzün ki sevdanın nefesi, en çok yakışan bize.

Kahraman TAZEOĞLU

11 Aralık 2009 Cuma

-----Cennette huriler varmış, kara gözlü-------
-----İçkinin de ordaymış en güzeli --------------
-----Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz ------
-----Bak bir yanda şarap, bir yanda sevgili.---

---------ömer hayyam----------

23 Kasım 2009 Pazartesi

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar
,Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.
Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yâri Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin
,Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

16 Eylül 2009 Çarşamba

Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan ev..
N.H.R

bilesin

Rüzgar olup saçına dokunduysam
Yağmur olup gözlerinden aktıysam
Yakınım sen uzağım sen olduysan
Sana olan sevdamdandır bilesin
Dağlarını yol edip gezindiysem
Tuzunu yarama melhem bildiysem
Yollarına milyon kere öldüysem
Sana olan sevdamdandır bilesin
Yar diye koynuma seni aldıysam
Seninle tutuşup senle yandıysam
Günü gelir bir başıma kaldıysam
Sana olan sevdamdandır bilesin...
Öpüyorsam ayrılığı gözünden
Geçiyorsam bir çiçeğin özünden
Görüyorsam gözlerinin içinden
Sana olan sevdamdandır bilesin
Meğer ne yalnızız insan olmuşsak
Yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
Yeri gelmiş acıyada gülmüşsek
Sana olan sevdamdandır bilesin
Karşılıksız sevebilmekse sevda
Gerçek seven küle dönmüş her çağda
Elim kolum bağlanmışsa kıyında
Sana olan sevdamdandır bilesin
Seydunayım gebermişse kıyında
Sana olan sevdamdandır bilesin

-cevdet bağca-

29 Ağustos 2009 Cumartesi

....ŞeHR-i aŞK....

“Bil ki sevgili korkusuz bedenim teslim etmeyecek,
bizim olan hiçbir şeyi, elerimle vermeyeceğim
ellerimi açıp da alamayacaklar bana seni hattırlatan hiçbir şeyi
Sana, bana hisettirmediğin hiçbir şeyi vadetmeyeceğim,
kimsenin hayal edemeyecekleri olacak,
senin icin yaptıklarım bunlari da aklımın en ağır başlı haliyle yapacağım.
Söz veriyorum asla yorgun düşmeyeceğim,
ve dünyanin hiçbir yerinde yanından ayrılmayacağım adımıza yenilmeyeceğim.
Dünyanin en güzel yerine, aşkımız huzuru hatırlatacak, biliyorum
Deniz sen sahilde yürürken, içindeki tüm hayatlarla sözleşip sakınmayacaklar
salacaklar tüm güzeliklerini, çok konuşan martılarla da haberleşip dans eder gibi rüzgarla senin icin Ruhumuzun aynasi olacak,
bir gün sonra bile kendisinin de ne yapacağını bilmeyen şehrin havası.
Biliyordum ben sevince bu sehirde sevecek tüm sakinlerini.
Ve hatırlayacak eski aşık sakinlerini,
Aşkımın şehri ANKARA aşkı tadacak
uzun bir ardan sonra tüm aşıkların huzurunda
ve seninle, benimle hayat bulacak, asktan korkmus, yanlızlığı seçmiş ruhu Eskide kalacak,
tekrar sevilmek umuduyla beklediği günler
Şimdilerde sevginin sadece sözcüklerde kalmış
daha önce ki yalanlarla kokuttuğu agzına, birde zehir sürmüş sahipleri,
şehrimizi terk edecek birer birer.
Ardından şehrimizin yüreğinde acılan tüm yaralar kapanacak birer birer
Ve şahitlik edecek bir serveti bir ömrü sana vermemin huzuruna
Ve Seninde aşık olmana, benim tek inancima.”

BİR FOTOĞRAF'A

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...


NAZIM HİKMET

NAZIM'A MEKTUP

Bensenden önce ölmek isterim.Gidenin arkasından gelengideni bulacak mı zannediyorsun?Ben zannetmiyorum bunu.İyisi mi,beni yaktırırsın,odanda ocağın üstüne korsuniçinde bir kavanozun.Kavanoz camdan olsun,şeffaf, beyaz camdan olsunki içinde beni görebilesinFedakarlığımı anlıyorsunvazgeçtim toprak olmaktan,vazgeçtim çiçek olmaktansenin yanında kalabilmek için.Ve toz oluyorumyaşıyorum yanında senin.Sonra, sen de ölüncekavanozuma gelirsin.Ve orada beraber yaşarızkülümün içinde külünta ki bir savruk gelinyahut vefasız bir torunbizi ordan atana kadar...Ama bizo zamana kadaro kadarkarışacağızki birbirimize,atıldığımız çöplükte bile zerrelerimizyan yana düşecek.Toprağa beraber dalacağız.Ve bir gün yabani bir çiçekbu toprak parçasından nemlenip filizlenirsesapında muhakkakiki çiçek açacak :biri senbiri de ben.Bendaha ölümü düşünmüyorum.Ben daha bir çocuk doğuracağımHayat taşıyor içimden.Kaynıyor kanım.Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,ama sen de beraber.Ama ölüm de korkutmuyor beni.Yalnız pek sevimsiz buluyorumbizim cenaze şeklini.Ben ölünceye kadar daBu düzelir herhalde.Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :belki diyor.
PİRAYE

SEN BENİM SARHOŞLUĞUMSUN

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına
düşe kalka giderim.

NAZIM HİKMET

SENİ DÜŞÜNÜRKEN

Ben, seni düşünürken,
yaşım ne olursa olsunçocuk olurum.
O kolu sökük, el örgüsü kazakve lastik tokyalarıyla
salya sümük küfredip, ağlayan,
minicik elleriyle pencereleri kıran,
isyankar, hırçın, gözükarabir çocuk olurum.
Ben seni düşünürken,
aşkın ne olduğunu
ve neden yaşadığımı aramadan bulurum.

AĞLAMASAM


Bir sabah hıçkırıkla uyansan
Pencerelere koşup güneşi arasan
Umudun kenarını kemire kemire
Akşamı alsan odana
Beni ne kadar seversin kim bilir...
Sonbahar olsan, bütün kış sana ısınsam
Yağmur düştüğünde pencereme
Geldiğini anlayıp koşa koşa
Kısa kollu yüreğimle yollara koşsam
Döktüğün yaprakların kuruluğuna aldırmadan
Avuçlarıma alıp yüzüme sürsem
Gözyaşlarımla yaprakların ıslansa
Bu sonbahar gelsen
Gelsen de artık ağlamasam...
(ŞAFAK 1)

Ceyhun Yılmaz

AŞK

bir tek senin görebileceğin bir yerden
sana gülümsüyorum...
onların duydukları kahkahalarım değil
aşkı tarif gerekirse sana anlatayım
aşk ne biliyor musun
benim sana yaşadığım,
senin durmadan üstüne bastığın...

Ceyhun Yılmaz

feryad-ı isyan

Mem nelere gark olmadı zinin ateşi için
Ferhat dağı delmedimi Şirinin düşü için
Kusur ise her saniye her yerde seni anmak
Mecnun azmı yemin etti Leylanın başı için
Gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim
Bakıver de uzamasın gurbetim esaretim
Ahmet Arif hasretinden prangalar eskitmiş
Beni böyle eskitense prangalı hasretin
Sana yine sana yandım Nesimide dün gece
Gözlerinle yüzüleyim bend olayım hallaca
Böyle hüküm buyurmuşlar Tanrılar divanında
Ha ben sana yollanmışım ha Muhammet miraca
cümle cihan güzellerin yüzlerine ben örsün
gözlerin balyozu oldu içerimdeki örsün
ruhumdaki fırtınalar merihi usandırdı
Nuh'a haber eyleyinde gelsinde tufan görsün

mazlum çimen